Minik öyküler

Evden yavaş adımlarla çıktı. Aklının dağınıklığı arasında saçlarının dağınıklığını farketmemişti.Üzerinde vişne çürüğü renginde bir elbise vardı.Ayakkabıları ayağını sıkıyordu ama o bunu umursamıyordu.Her sabah kahvesini aldığı kafeye uğrarken bu kez Selim Bey’e selam vermeden kasaya doğru ilerledi. Kahvenin sütünü fazla bulmuştu. Ama bunu düşünecek zamanı yoktu.Kafeden çıktığında yağmur hafif hafif tenini okşayan rüzgara eşlik ediyordu.Selma kahvesini yudumlarken zihninden geçenleri durduramıyordu.

Reklamlar

TUTKUNUN PEŞİNDE

Uzun zamandır okumak istediğim ama zamanını beklediğim bu kitabı elime aldığımda nasıl bir sürprizle karşılaşacağımı merak ediyordum. Stefan Zweig zihnin derinliklerinde gezen her kitabında zihni labirente çeviren bir yazar.Zweig 1930’lar da en çok okunan yazarlarından biriydi, ayrıca onu hümanist kişiliğiyle de tanırız.
Stefan Zweig Viyana’da dünyaya geldi.Zweig henüz küçük yaşta ciddi bir eğitim aldı. Lise yıllarında şiirler yazmaya başladı.Zweig Nazilerin baskısı yüzünden kentinden ayrıldı.Yaşanan insanlık dramını dayanamayan Zweig daha sonra karısıyla birlikte intihar etti. Zweig savaş karşıtı olup; kitaplarında buna sıkça değiniyor.
Yazar kitabında akıcı bir dil kullanmakla beraber kitap boyunca okuru kendine bağlamayı başarıyor.Kitap doktor olarak insanlara yardım etmenin vicdan yükümlülüğüyle kendi iç çatışması arasında kalmış bir adamın öyküsünü anlatıyor. Adam yaşadığı vicdan azabıyla ve duygularıyla kendini bir Amok koşucusu olarak tanımlıyor.Amok malezyada durmaksızın koşma halinde olan bir tür hastalık olarak biliniyor. Kendi ölümüne koşan adamın hikayesini anlatan bu kitap tutkunun peşinde sürüklenen, yok etme arzusundan yok olma arzusuna savrulan insanları ele alıyor.
STEFAN ZWEIG VE PSIKOLOJİ
Psikolojik birikimlerini kitaplarına yansıtan Zweig yazarlığının yanı sıra iyi bir psikologtur.Freud ve psikolojiye olan ilgisi sık sık kitaplarına yansır. İnsan psikolojisinin derinine iner yazar. Zweig insani duyguları büyük bir ustalıkla çözümleyebilmesini keskin gözlemciliğine ve psikolojik derinliğine borçludur.
Bu kitabında ki şu sözleriyle insan psikolojisini gözler önüne serer;
“Herkes en azından bir parça delirir.”
Savaş karşıtı olan Zweig bunu her koşulda dile getirmeye çalışır.
Ayrıca Zweig insan derinine şu sözleriyle değiniyor;
“İnsan her şeyini kaybettiğinde, elinde kalan son şey için umutsuzca savaşır.”
Stefan Zweig’in Amok Koşucusu insanı derinden etkileyen bir solukta okunacak kitaplar arasındadır. Zihin yoluyla insan ulaşan dikkat çeken bir kitap.
Kitap Adı: Amok Koşucusu
Orijinal Adı: Der Amoklaufer
Yazar: Stefan Zweig
Çeviri: Nafer Ermiş
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa: 64
Baskı: 2016

BALKON GÜNLÜKLERİ

Sezai bugün evden çıkmak istemiyordu. Sabahın erken saatlerinde uyanmış, çiçeğine su vermek için yavaş adımlarla kapısı balkona açılan salonundan ilerliyordu. Sezai bugün çiçeğini bile sulamak istemiyordu. Bütün yaşadıklarının tek sorumlusu çiçeğiymiş gibi…Bu böyle olmayacaktı. Sezai kahvesini almak için mutfağa doğru ilerledi bu sefer hızlı adımlarla.Geri döndüğünde çiçeğinin yanında kedisini buldu. Sezaiden şefkat bekleyen kedisi de umduğunu bulamadı. Oturduğu yerden kahvesini ağır ağır yudumluyordu. Sezai derin düşüncelere daldı; biriken faturalar, geciken ev kirası, boşalan buzdolabı, bitmeyen çilesiydi dönmeyen karısı. Yıllar önce tanıştıkları yere gitti Sezainin şu aralar işe yaramayan aklı;güzeldi karısı, onu haketmeyecek kadar güzeldi. En çok o sevmişti Sezaiyi, en çok o destek olmuştu. Aralarında Sezainin bile anlayamadığı bir şey vardı. Tamamlanmış bir eksiklik gibi… Sezai karısına bağlı bir adamdı ve bir o kadar da uzak.Lamia yakındı canıyla Sezai’ye. Sezai kısa bi süreliğine karısını Lamia’sını düşündü. Lamia”nın cam kırığı gözleri vardı bakınca Sezai’yi yerle bir eden türdendi.Ona haksızlık ettiğini düşünüyordu, ama kendine yaptığı haksızlıktan bi haberdi. O sırada Sezai’nin kedisi bulamadığı ilgisini kovalıyordu ama Sezai’nin onu görecek hali yoktu.Sezai uzaklara dalıyor daldıkça daralıyordu. Gözüne balkonun altında ki vişne ağacı çarptı.Lamia vişneleri çok severdi. Her sabah işe gitmeden vişneleriyle konuşurdu.Sezai o gidene kadar ardından bakardı.Sezai oturmaktan başka bir işe yaramıyordu Lamia’nın gözünde.Sezai gözlerini vişne ağacından alınca,o geceye gitti.Ruhu daraldı,Vanilya’yı biricik kedisini elinin tersiyle itti.Artık ona tahammül edemiyordu. Kedisini sokağa bırakmaya karar verdi.O sırada o gece yaşadıklarını tekrar tekrar yaşıyordu.Sezai’nin o gece yaşadıkları bundan sonra yaşayacaklarının ayak izi olmuştu.Sancılı ve de yargılı bir sürece girmişti.Ruhunun kasvetine kapılıyordu.Ve biricik karısını düşünüp ağlamaya başladı.O gece Sezai karısını sonsuza kadar kaybedecek bir şey yapmıştı.Sezai balkonunda bunları düşünürken kedisi çoktan yolunu kaybetmişti.Sezai’nin aklından bile geçiremeyeceği şey olmuştu karısı vişne ağacının altında onu izliyordu. Sezai’yi gözleriyle öldürüyordu.Sezai’nin Lamia’nın gözünden beklediği ise sıcak bir sarılmaydı. Lamia kendinden emin adımlarla eve doğru ilerliyordu. Sezai ne yapacağını bilemeden, boğazında birikmiş acıyla Lamia’ya seslenmek istedi ama yapamadı. Lamia bir zamanlar ikisine ait olan odaya girdi. Bir kaç eşyasını alıp çıktı.Evden çıkarken Sezai’ye bakmadan gözden yavaş yavaş kayboldu. Sezai artık güçlü duramıyordu. Sezai her şeyini kaybetmişti. Karısını,işini,kedisini ve kendini.Yavaş yavaş cam kırıklarına dönmüştü hayatı.

Zihnimin kuytu köşelerinde bana oyun oynayan yontulmamış düşüncelerime açtığım savaşta hükmen mağlup olan kalbim biz seninle yeniden mi karşılaştık. Ev soğuk parçalar kayıp. Ve Tanrı bana çatlak bir zihin verdi hayallerimi gerçekleştirmem için. Rüzgardan yapılmıs banklar da bana yardım edin sessizliği ağacın gölgesine saklanmısken güneşe ne ifade ederdi bilmiyordum.Ama Tanrım sen parçalarımı birleştir benim ellerim uyuşuyor.

Kadın 

Beni bugün hatırlama, can taşıdığım uzvuma küfür ettiğinde hatırla. Beni bugün hatırlama, bedenimi kullanırken hatırla. Aldattığında hatırla kırdığında hatırla senden korktuğumda hatırla.Sokakta yürürken varlığından çekindiğimde hatırla. Kalbimi kullandığında hatırla.Beni geri plana attıklarında hatırla. Saçlarımın kısalığına rujumun rengine dekolteme laf ettiklerinde hatırla. Beni bugün değil her gün biz ölürken hatırla.

Birhan Keskin 

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun.

Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum.

Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!

Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.

Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.

Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.

Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.

Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.

Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!

Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.

Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.

Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.

Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.

Sezai

Kusarcasına yazmak, Sezai. Kusamayınca ensede toplaşan kelime sancıları çok illet bir detay değil mi Sezai.Sanrının sancısı çekilmiyor.Ev soğuk parçalar, kayıp. Girdapların tenhasında yol bulmak kime kalmış Sezai. Bir tutam yalnızlık, bir demet vanilya kokusu biraz da müzik bizi durduğumuz yerden her yere götürebilir Sezai. Uyanınca diz titremesi yaşatan duyguları midede ki kelebeklere teslim ederken gökyüzüne teşekkür etmeyi unutmamalıyız. Dağıtamazsan toplayamazsın diye bir şey okumuştum bir kitapta.Çok dağıttık Sezai. Şimdilerde topladıklarımıza sımsıkı sarılıyoruz.